Doğru zamanda değişen hayatlar.

“Değişmek çok zordur! Muhtemel her değişiklik, her türlü yenilik insanı korkutur.”

Bu sözü duyduğum ilk günü, daha bugünmüş gibi hatırlıyorum. Üniversitenin ilk yılında yarı uyur bulunduğum derslikte, ne anlama geldiğini bile tam bilemediğim bu cümleler, iletişim ile alakalı tutunduğum ilk daldı.

İstisnasız her insan, yol ayrımlarında kazanacağından çok kaybedeceğini ve aldığı riskleri düşünüyor. Çoğu zaman bir değişiklik yapmamak için bahaneler üretiyor. Sebebinin ismini gene kendi buluyor; yetersiz enerji, vakitsizlik, imkansızlıklar, başka sorumluluklar. Erteliyor. Yapmak istediklerini her an yapabilirmiş gibi davranıyor ve suçlu hissetmiyor.

Ama aramızda kendinin farkında olanlar da var.

Google’dan Basecamp’e, Bill Gates’den Steve Jobs’a kimlerin kimlerin hikayesi anlatıldı buralarda. Girişimciliği öğrenmek için okunan kitaplardan ne alıntılar yapıldı, yalandan havalar atıldı.

Ben başkalarının hikayelerini anlatmak istemiyorum, inanın okumak bile istemiyorum. Kendi hikayelerimiz varken başkalarının hikayeleri vakit kaybı, boş satırlar. Ancak girişimcilik hamleleri yapmaya çalışan, ürün geliştirme ile uğraşan ya da mobile adım atmak isteyen kişilerin okumak isteyebileceği bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Ramiz Dayı ses tonu ile söylediğimi varsayın; “Instagram“.

Neredeyse her aktif akıllı telefon kullanıcısının edinmiş olduğu “sosyal fotoğraf” uygulaması Instagram, geçtiğimiz haftalarda 1 milyar dolara satıldı. Kurucu Kevin Systrom yola çıktığında ise Instagram benzeri bir uygulama yapmak aklının köşesinde dahi yoktu.

Kevin (siyah beyazın havasına aldanmayın, evlat olsa sevilmez), Stanford Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra bir süre Twitter (Odeo) ve Google’da çalışır. Yazılım eğitimi almamış olsa da  kod yazmak için uğraşır. Söylediğine göre; kendinden çok daha başarılı programcılar olduğunu görünce direksiyonu pazarlama ve ürün geliştirmeye doğru çevirmiştir.

Girişimciliğin ilk adımı

Kevin, girişimciliğin ilk adımlarını 2009 yıllarının sonunda atmaya karar verir. Foursquare’in önde götürdüğü lokasyon bazlı servislerin tavan yaptığı zamanlar. O sıralarda Silikon Vadisi’ndeki pek çok yatırımcı, 4square benzeri projelere yatırım yapmaktadır.

Aklından ise Burbn isminde benzer bir servis yaratmak geçmektedir. Projenin içeriği ise check-in, etkinlik planları, gamfication temelli puan sistemleri ve fotoğraf yayımlamaktır.

İlk iş olarak HTML5 ile bir prototip hazırlar. Prototip ki tam prototip, tasarım çalışması bile yok… İki üç tık ile derdini anlatmaya yetecek kadar. Ve elindeki ürünü iki farklı yatırım firmasının çalışanlarına, aynı toplantıda gösterir. Kaderin cilvesi, toplantıdaki yatırımcıların bir tanesinin patronu Marc Andreessen, yani 4square’in sahibidir.

Toplantı iyi geçmiş olacak ki Kevin ertesi gün işinden ayrılır. İki hafta sonra da, kahve molasında prototipini gösterdiği proje için 500.000$ yatırım alır. Aslen, daha iyi bir 4square yapmak için 4square’in kaynağını kullanmaya başlayacaktır.

Ve Burbn ilk çalışanını işe alır, Mike Krieger! İsminin sonuna bir ünlem işareti koydum çünkü Instagram’ın bir harf dahi kullanmadan oluşturulmuş mükemmel arayüzü soldaki bilgisayar mühendisi tasarlamış. “Trust me, I am an engineer” deyip efendi gibi işini yapıyor, bir de UX konularına el atıyor. Eşi kolay bulunmaz.

Küçük bir ekip ile gece gündüz çalışarak Burbn’ın beta versiyonunu hazırlarlar. Apple Store’da yayımlamadan önce 100 kullanıcı ile bir süre ürünün denemesini yapılır. Toplanan sonuçlara göre uygulama “bir Alex değil” ama “gideri var” notu almayı başarır.

“Silikon Vadisi’nde hala çok fazla para, çok az fikrin peşinde koşuyor. Fikriniz parlak, vaktiniz doğru ise bir gecede hayatınız değişebilir.” — Paul Saffo

Fakat ikisi de üründen memnun değildir. Sadece bir prototip ile yatırım alabilmişken, ürünü çıkıp başka yatırımcılara pazarlamaya çalışmak yerine Burbn’ın üzerini çizerler. Dertleri yatırımcılardan koparacakları birkaç yüz bin ile değil bu gençlerin. Ah koca kafalılar diyenleri duyabiliyoruz.

Her şey biter, Instagram başlar

Mike ve Kevin, testlerden sonra, kullanıcıların esas ihtiyacının fotoğraf çekip düzenleyebilmek ve paylaşmak olduğuna inanmışlardır. Burbn’ın odağının dağıldığına ve kuracakları firmanın daha yüksek kullanım oranı olan bir ürün üzerinde çalışmak istediklerine karar verirler.

Kağıt kalem başına dönüp çalışmaya başlarlar ve tam 8 hafta sonra Instagram bildiğimiz hali ile hazır olur.

Kullananlar bilir, pek çok benzeri tutmamışken Instagram su gibi yayıldı. Her ne kadar bu zıplamanın arkasında Justin Bieber’in Instagram kullanmaya başlaması gösterilse de (a true story) yaygınlığın esas sebebi; uygulamanın basitliği ve kolay kullanılabilmesi. Fotoğraf hakkında hiçbir bilgisi olmayan kullanıcılar dahi, hiçbir yönlendirici yazı okumadan fotoğrafçı havalarına girebiliyor. Keza ürün geliştirme aşamasında çekilen en büyük zorluklardan biri hazırlanan 30 tane fotoğraf tonlamasının, ürün lansmanındaki 11 taneye indirilmesi olmuş.

Rüzgarı arkasına alır

Ekim 2010’da, uygulama Apple Store’a koyulduğu ilk gün 25.000’in üzerinde kullanıcıya ulaşır. İlk ayın sonu gelmeden  1 milyon kullanıcı tarafından kullanılmış olur.  Artık her gün 100.000 kişi Instagram kullanmaya başlamaktadır. O sıralar macera oldukça hızlı devam ediyordur.

Şubat 11’de Instagram 7 milyon dolarlık bir yatırım daha alır. Artık şirketin değeri 20 milyon dolar olarak gösterilmektedir. Sonrası zaten malum. 2011 sonunda şirket 15 milyon kullanıcıya ulaşır. Mart 2012’de 27 milyon kayıtlı kullanıcıya ulaşılır ve artık zamanı gelmektedir.

Üzerinden pek fazla geçmeden, hiçbir ticari modeli ya da gelir kaynağı olmayan Instagram 1 milyar dolara satılmıştır. Kevin 400, Mike ise 100 milyon doların sahibi olmuştur.

Sorsanız Kevin ve Mike ne yaptı da bir gecede bu kadar zengin oldu? Sadece bir uygulama –birkaç küçük buton– bu kadar para kazandırabilmeli midir?

Mobil girişimcilerin durumunu futbolculara benzetiyorum. Futbolcular da iki maça çıkıp milyonları aldıkları için laf arasında kolayca eziliyorlar. Biz de eziyoruz, oradan biliyorum. Fakat futbolcu olmak isteyen pek çok gencin arasından sıyrılmak için tüm hayatlarını riske ediyorlar.

Hayatları” derken, top oynarken ölebilirler demek istemiyorum. İyi bir eğitim, ortalamanın üzerinde bir maaş, küçük ve sıkıntısız bir hayat şansını genelde top peşinde harcamış oluyorlar. Karşılığında pek azı kazanıyor. Büyük riskin karşılığı da büyük oluyor.

Kevin ve Mike risk eşiğinden iki kez atladılar ve karşılığını alan pek az kişiden oldular. Instagram ile cebine girdikleri sokak insanına, “dünyanın çivisi çıkmış” dedirtebildiler.

Silikon Vadisi’nde kahve içme şansı kolay bulunmasa da, Paul Saffo’nun dediği gibi “zaman doğru olduğunda” hayatlar gerçekten değişebilir.

Advertisements


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s