Kullanıcı Deneyimi – 1: Görsel İletişim

Kullanıcı deneyimi üzerine başlayan serinin ikinci yazısındayız. İlk yazıya gelen olumlu geribildirimler hem mutlu, hem de motive etti. Şimdi deneyimin nasıl oluştuğunu ve etkileşim çeşitlerini konuşalım.

Kullanıcı deneyimini oluşturan üç farklı dinamik bulunmaktadır. Sıralayacak olursak;

  1. Estetik: Görsel etkileşim ve güzellik.
  2. Fonksiyonalite: İşlevsellik ve kullanım kolaylığı.
  3. Aidiyet-İletişim: Kullanıcının ürün üzerinden kendini ifade edebilmesi.

Ürün, bahsi geçen üç farklı dinemikte (yani farklı seviylerde) kullanıcı ile iletişim kurar. Farklı seviyelerde kurulan iletişim diğerlerini etkilemektedir.  Üç seviyedeki toplama ise deneyim diyebilmek mümkündür.

Hepsi için söylenecek çok şey var. Bu yazıda estetiğin kullanıcı üzerindeki etkilerini ve tecrübeyi nasıl etkilediğini örnekler ile inceleyeceğiz.

Hayatımızda güzelliğin yeri

Sizce estetiğin hayatımızdaki yeri nedir? Gördüğümüz-dokunduğumuz herhangi bir şeyin daha hoş ve çekici olması bizi nasıl etkiler? Yoksa gerçekten önemli olan iç güzelliği midir?

Estetiğin insanoğu üzerindeki etkisini anlatan harika bir örnek var. UX’den ve dijitalden uzak harika bir reklam hikayesi. Rory Sutherland, Shreddies isminde bir mısır gevreğinin evrimini anlatıyor.

Hikaye kısaca şöyle; Shreddies kare şeklinde bir mısır gevreği ve yıllarca bu şekilde tanıtılmış. Fakat yeni baskı kampanya elmas (baklava) şekli ile yapılıyor.

Ürün denemelerinde kullanıcıların verdiği tepkiler ve elmas şeklindeki gevreği daha lezzetli bulmaları ise hikayenin konu ile ilgili vurucu kısmı. Hikayeyi özetleyen aşağıdaki videoyu mutlaka izlemenizi ve kullanıcı tepkilerini süzmenizi tavsiye ederim.

Yukarıdaki videodan sonra aklı başında biri  şu soruyu sormalı: Aynı ürün, sıfır değişiklik ile nasıl daha iyi bir lezzet sağlıyor olabilir?

Kabul etsek de etmesek de dış güzellik hayatımızda büyük bir yere sahip. Güzellik öğrenmeyeceğimiz şeyleri keşfetmemize, kullanmayacağımız şeyleri satın almamıza, sevmediğimiz şeyleri saklamamıza sebep olur. İnsanoğlu diğer tüm canlılar gibi güzelliğin büyüsüne çabuk kapılır.

Güzel şeyleri daha çok sevmemizin sebebi ise basit. Estetik değerler ile ilgili bilinmesi gereken en önemli konu; güzel şeylerin bizde daha olumlu duygular uyandırdığı ve kendimizi güvende hissetmemizi sağladığıdır. Güzelliğin insan üzerinde büyük etki göstermesinin sebebi de budur. İnsan güvende hissettiğinde öğrenmek, anlamak, keşfetmek, zevk almaya daha yakın olur.

Fakat ortada bir güvensizlik var ise dere kenarında su içen ve bir gözü ile aslanları kesen ceylan yavrusu kadar gergin oluruz. Gerginlik: gerçek anlamda yay gibi gergin olmak.

Güvensizlik anında (bilinçsizce) sürekli bir tehlike olduğunu düşünür ve canımıza zarar geleceğini zannederiz. Böyle anlarda farkında olmadan kaslarımız dahi kontrolsüzce kasılır. Problem çözme, haz alma, öğrenme ve keşfetme yetileri neredeyse kapanır.

Bir mısır gevreğinden bu çıkarımları yapabilmek ve anlattıklarıma inanmak zor olabilir. O zaman bir de dijital dünyadaki etkilerine ve kullanılabilirliğe nasıl dokunduğundan bahsedelim. Koltuklarınızı dik pozisyona alın ve kemerlerinizi bağlayın.

keep-calm-and-acquire-aesthetics-42

“Çekici şeyler daha iyi çalışır.”

Dijital dünyada kullanılabilirliğin ve etkileşimin, estetikten çok daha önemli olduğu yönünde yorumlar görmek mümkün. Yorumların aksine hepsinin eşit olduğuna ve biri olmadan diğerinin eksik olacağına inananlar da var.

Ben ikinci gruptayım, yani ikisinin de özenle çalışılması gerektiğini düşünenlerdenim. Araştırmalar estetik ve kullanılabilirliğin bir bütün olduğunu gösteren sonuçlar vermiş. Yani (naçizane) haklı olan taraftayız : )

Yazının sonuna linklerini eklediğim iki makale, aynı deneyi farklı ülkelerde tekrar eden iki akademik çalışmaya ait. Araştırmalar Japonya ve İsrail’de estetiğin ATM – kullanıcı ilişkisine etkileri ölçülmeye çalışmış.

Deney kısaca şöyle; birbirinin aynı iki ATM arayüzü tasarlanır. Etkileşim, mimari, yerleşkeye kadar her şey aynı. Aradaki tek fark ise ATM’lerden birinde hoş bir tasarım, diğerinde ise wireframe tadında taslak arayüz olarak kullanılır.

Sonuçları tahmin etmek çok da zor olmasa gerek. Güzel görünümlü arayüz daha rahat kullanım ve kullanıcı memnuniyeti sağlar. Taslak tadındaki (estetiğe uygun olmayan) tasarımda ise gözle görülür kullanıcı şikayeti saptanır.

Yani görselde kurulan iletişim, kendisinden sonra gelen ürünün fonksiyonel etkileşimini (şair burada behavioral design’ın efektifliğinden bahsediyor) tümüyle değiştirebilir.

İlk bakış önemli, peki sonrası?

Güzelliğin sağladığı en büyük avantaj kullanıcılardaki öğrenme motivasyonu ve problem çözme yetisini artırıyor olmasıdır. Yazıda bahsi geçen örneklerden sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki; estetik bir nevi öğrenme aşısı ve motivasyon dopingidir. Aynı sayılabilecek iki ürün arasında kullanıcı için tercih sebebidir. Ürünün fonksiyonalitesini sunabilmek, kullanıcıyı içeri çekebilmek ve işin hakkını verebilmek için aralanmış bir kapıdır.

Sonuç olarak valığı kazanç, yokluğu ise hüsrandır.

Not 1: İnsanoğlunun güzel olmayan şeylerden tehlike beklemesi hakkında söylenecek çok şey var. Aslında konu sadece insanlar ile ilgili değil, doğada tüm olay bu şekilde ilerliyor. Bu yüzden konu evrime kadar uzanıyor. Konunun odağını dağıtmaması için kısa kestim. Reptilian brain ve neuro design hakkında da yazarız umarım bir gün.

Not 2: ATM deneyleri ile ilgili  hikayeye göre ilk ATM deneyi Japonya’da yapılmış. Fakat elde edilen verilere itiraz eden ve estetik farkının böyle bir etki yaratamayacağını iddia eden başka bir grup, aynı deneyi İsrail’de tekrarlamış. İsrail’de çok daha dominant bir sonuç elde etmişler ve saygı ile o Japon elleri öpmüşler.

Not 3: Shreddies örneği Roy Sutherland’ın bir TED sunumunda geçiyor. Sunum harikadır, tümünü mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. İçerisinde doğruluğu tartışılabilecek bir Atatürk örneği de var. Reklam ve pazarlama üzerine konuşurken sunumu açıp izleten sağ olsun Selim‘di.

Not 4: Serinin üçüncü yazısı fonksiyonalite üzerine olacak. İsmine fonksiyonalite diyorum ama temelde behavioral design’dan bahsediyor olacağım.

Not 5:  Bahsettiğim araştırmalar, sunum ve konu ile ilgili görüşlerimi şekillendiren kitabın kaynakları;

Advertisements

Kullanıcı Deneyimi – 0: Hissiyat ve Hatıra

Son aylarda kullanıcı deneyimi terimini açıklamak üzere yazılmış pek çok makale gördünüz. Öyle ki “UX is not UI” başlığı trendi takip edenleri canından bezdirdi. UX ve UI içeren bir başlık gördüğümüzde sayfayı kapatır olduk.

Yazılan her bir makalenin amacı tecrübe kelimesi için büyük bir resim çizmekti. Herkes kendince “deneyim bir arayüze sıkışmış basit bir kavram değildir!” demek istedi. Fakat yazılardaki yaklaşım ve masaya yatırılan diğer konseptler yüzünden tecrübe kelimesi arayüz ile ilişkilendirildi.

Aşağıda görmüş olduğunuz iki görsel, bahsi geçen makalelerin “UX nedir?” sorusuna verdiği cevaptır. UX’in arayüz olmadığını içeride pek çok farklı dijital unsur olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Hemen bakalım trending literatür UX’i nasıl tanımlıyor.

Image

Eklediklerim gözüme çarpan ilk görseller. Genelini özetlemek gerekirse; “UX sadece kullanıcı arayüzü değildir. Bilgi mimarisi, etkileşim tasarımı, içerik vs gibi pek çok farklı unusuru da kapsayan geniş bir kapsamdır.”

Fakat tanımlama kısmında bir gariplik yok mu? UX nedir sorusunun cevabı, içerisinde farklı tanımlamalar gerektiren bir konsept listesi ile geliyor. Oysa açıklama yapmak için ne demişlerdi?

If you can’t explain it simply, you don’t understand it well enough.

İzniniz ile tüm bu tanımlamalara “fuck this shit” diyorum. İnovasyondan uzak insanların kurduğu sıradan ve sıkıcı cümleleri bir kenara bırakalım. Havanın güzel olduğu bir akşamda evde oturup bu yazıyı yazmamın gerçek motivasyonu da bu. Bildiğiniz terimleri unutun, başlıyoruz.

UX Tasarımı 101

Kullanıcı deneyimi tasarımı nedir? Bir e-ticaret sitesinde etkileşimi tasarlamak mıdır? Ödeme işlemini kolaylaştırmak mıdır? Müşteri temsilcisine erişmeyi sağlayan butonu yeşil renkli ve her yerde görünür yapmak mıdır? Teknik olarak evet. Bir e-ticaret sitesi için tüm bunlar kullanıcı deneyimi tasarımının bir parçasıdır.

Fakat hemen öncesinde inovasyon, kullanıcı deneyimi ve ürün tasarımı ilişkisini incelersek kullanıcı deneyimin önemli unsurları pek tabii değişir. Çünkü günün sonunda e-ticaret sitesi, e-ticaret sitesidir. Biri alır, biri satar. “Product Goal” dediğimiz ürün amacı her e-ticaret sitesinde aynıdır.

Peki, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir ürün hakkında konuşacak olursak; “tecrübe” kelimesi farklı bir anlam kazanır mı? Kesinlikle!

Çünkü her ürün, bir ihtiyaç için geliştirilmektedir. E-ticaret, oyunlar, Evernote, Last.fm, bir matkap, buzdolabı, fotokopi makinası… İstisnasız her biri, eşine az rastlanan yaratıcı biri tarafından sorulmuş bir soruya uygulamalı olarak verilmiş bir cevaptır. Merak ile karışık bir dürtünün heyecanlı üretim macerasıdır.

Kronolojik sıra ile incelediğimizde ortada problem varken ürün henüz yoktur. Ürün, problemi gören kişi tarafından çözüm olarak geliştirilir. Nihayetinde her ürün bir çözümdür.

Ürünün Doğası

Bu aşamada yapılan iş, daha önce kimselerin bilmediği, henüz var olmayan bir çözüm ortaya koymaktır. Sonsuz farklı şekilde çözülebilecek bir problem için “çözüm budur, yaptık oldu!” diyebilmektir. Yani tecrübe tasarımı bulduğunuz akıllı çözüm ile başlar. Aklınızla orantılı olarak değişir.

Deneyim, Hissiyat ve Hatıra

Kullanıcı deneyimi (adı üstünde) sağladığınız akıllı çözümün kullanıcıda bıraktığı etkidir. Kullanım anında hissiyat olarak başlayan, sonrasında hatıraya dönüşen duygusal bir etkileşimdir. Ne hissettiğimiz ve sonrasında ne hatırladığımızdır.

Ürüne ismen dahi olsa ilk temas ile başlayan, her kullanımda pekişen, başkalarının söyledikleri ile şekillenebilen ve en önemlisi hatırası yaşadıkça devam eden bir etki çemberidir.

Yaratmaya çalıştığımız bir his olduğu için, etki edebilecek unsurları saymak mümkün değildir. Kesin olarak tasarlaması imkansız, yakın olarak tahmin etmesi zor bir konsepttir.

En basit hali ile anlatmaya çalışacağım. Her açıdan kusursuz bir ürünü düşünün. Hayal ya bu; sağladığı fayda, estetik kaygılar, kullanım kolaylığı gibi akla gelen her konuda yapılması gerekeni fazlasıyla yaptığını ve resmen küçük dağları yarattığını hayal edin. Tüm bunlardan sonra, bir kullanıcının her şeyden memnun kaldığını ve ürüne aşık olduğunu gözünüzde canlandırın. Şu aşamada isteseniz kullanıcı canını verir, değil mi?

Fakat sevdiğiniz ürüne aşık bir kullanıcının tüm aşkı, tek bir Sami yorumu ile yıkılabilir. Çünkü başkalarının yaptığı negatif yorumlar, tecrübe çemberinin ortasına koyulmuş büyük bir taştır. Ve bu yolda tek bir tökez, tek bir olumsuz gelişme, kullanıcıyı üründen koparmakla kalmaz. Akılda kalan tüm hatırayı da nefret-utanç gibi olumsuz duygulara dönüştürebilir. Yaşadığı tecrübeyi, zaman limiti tanımaksızın değiştirebilir.

Daniel KahnemanDaniel Kahneman tecrübe, hissiyat ve hatıra arasındaki bu oyunları harika örnekliyor. Çeberin ne kadar dar ve tehlikeli olduğunu anlatabilecek daha iyi bir alıntı düşünemiyorum.

Yaptığım bir konuşmayı izleyen birisi, soru cevap faslında bir hikaye anlattı. Hikaye şöyle; bir seferinde, bir senfoni orkestrasını dinliyormuş ve müzik kesinlikle muhteşemmiş. Fakat kaydın hemen sonunda ise korkunç bir cayırtı mevcutmuş. Bunu anlatırken oldukça duygusal bir şekilde, bu sesin tüm deneyimi berbat ettiğini söyledi. Ama aslında öyle olmamıştı. Berbat olan şey, bu deneyimin anıları idi. Aslında deneyimi yaşamıştı. 20 dakika boyunca müthiş bir müziği dinledi. Ama bunun hiç bir önemi yok çünkü geride sadece bir hatıra kaldı; elinde kalan ve saklayacağı tek şey bu hatıra idi, ki o da berbat olmuştu.

Söylediklerimin tümüne, hatta bir kısmına dahi katılmanızı beklemiyorum. Fakat düşündüklerim ve gözlemlediklerim bunlardır. Tek beklentim ise kavramları kavramlar ile tanımlamaktan vazgeçmek. Umarım ezber geçilen sıradan metinleri acil olarak değil ama çabuk çabuk bırakırız. Nazara gelmeyelim.

Not 1: Kullanıcı deneyimi konusunu bir seri olarak işlemek istiyorum. Sanırım günün sonunda nereye geleceğimi de ilk yazıda biraz ifade edebildim. Serinin devamını kullanıcı deneyimini oluşturan üç temel etken; estetik, fonksiyonalite ve iletişim-aidiyet, hakkında birer yazı yazarak getireceğim. Belki bir yazı da hatırlamanın nasıl olduğunu açıklayan “cognitive” teoriler için gelir.

Not 2: Bir önceki yazıdan anlaşılabileceği gibi, blogdaki dili İngilizce olarak değiştirmeye karar vermiştim. Fakat tanıştığım birkaç genç beni kararımdan döndürdü. Tek kelime İngilizce bilmeden proje yapmaya, girişimci olmaya çalışan liseli arkadaşlara helal olsun.

Not 3: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam. #DirenGezi